Gazze Şeridi, 21 ayı aşkın süredir devam eden askeri operasyonlar ve sıkı abluka altında, benzeri görülmemiş bir insani krizin en karanlık günlerini yaşıyor. Bölgede gıda, su ve ilacın neredeyse tükenme noktasına gelmesiyle, açlık ve yetersiz beslenme kaynaklı ölümlerin sayısı endişe verici boyutlara ulaştı. 21 Temmuz 2025 itibarıyla hastane kayıtlarına göre, bu trajik nedenlerden dolayı hayatını kaybedenlerin sayısı 115’i aşmış durumda; özellikle çocukların açlıktan ölümü, küresel vicdanı derinden sarsan bir trajedi olarak kayıtlara geçiyor.
Kıtlığın Ortasında Yaşam Mücadelesi
Gazze’deki yerel makamların medya ofisinden yapılan açıklamalar, bölgedeki durumun vahametini net bir şekilde ortaya koyuyor. İsrail’in sınır kapılarını aralıksız 21 aydan bu yana kapalı tutması, Gazze’deki açlık krizini tahmin edilemez boyutlara taşıdı. Bu kapsamlı abluka, yalnızca gıda ve ilacın değil, aynı zamanda temiz suyun da büyük bir kıtlık kaynağı haline gelmesine neden oldu. Özellikle bebek maması gibi hayati önem taşıyan ürünlerin dahi bölgeye girişinin engellenmesi, en savunmasız nüfus kesimi olan çocukları doğrudan etkiliyor ve onların hayatta kalma şanslarını dramatik bir şekilde azaltıyor. Bölgedeki toplu bir çöküşün önüne geçebilmek ve en temel gıda ihtiyacını karşılayabilmek adına, haftalık 500 bin çuval una acil ihtiyaç duyuluyor. Bu rakam, Gazze’deki kıtlığın ne denli derin ve yaygın olduğunun net bir göstergesi.
Son haftalarda yaşanan olaylar, insani yardımın Gazze’ye ulaşmasının önündeki engelleri ve sivillerin karşılaştığı tehlikeleri çarpıcı biçimde ortaya koyuyor. İnsani yardım kuyruklarında beklerken üzerlerine açılan ateş sonucu hayatını kaybeden Filistinli sivillerin sayısının hızla artması, uluslararası kamuoyunda büyük bir infiale yol açtı. 800’den fazla Filistinlinin yardım ararken öldürülmesi, Gazze’deki sivillerin karşı karşıya olduğu tehlikenin ve insanlık dışı koşulların dehşet verici bir kanıtı. Bu olaylar, İsrail’in yardım dağıtımındaki kontrolünün ve uluslararası hukuka uyumunun sorgulanmasına neden oldu. Yerel ve uluslararası kuruluşlar, İsrail’i “açlığı ve susuzluğu bir savaş silahı olarak kullanmakla” ağır bir dille suçluyor.
Gazze’ye “yardımların ulaştığı” yönündeki iddialar, bölgedeki yetkililer tarafından kesin bir dille yalanlanıyor. Bu tür asılsız söylemlerin, gerçekleri yansıtmadığı ve İsrail’in kamuoyunu yanıltmaya yönelik propaganda çabalarına hizmet ettiği vurgulanıyor. Bu durum, bilgi kirliliğinin ve dezenformasyonun, zaten ağır olan insani krizin algılanışı ve çözümü üzerindeki olumsuz etkilerini de ortaya koyuyor.
Uluslararası Arenada Tartışmalı Politikalar ve Ortak Çağrılar
Gazze’deki bu derinleşen insani kriz karşısında uluslararası toplumun tepkileri ve politikaları da giderek daha fazla mercek altına alınıyor. Özellikle İsrail’e karşı artan sivil kayıplar ve insani yardımlara yönelik kısıtlamalar nedeniyle, uluslararası tepkiler büyüyor. Son olarak, aralarında Avustralya, Avusturya, Belçika, Danimarka, Estonya, Finlandiya, Fransa, İngiltere, İrlanda, İspanya, İsveç, İsviçre, İtalya, İzlanda, Japonya, Kanada, Letonya, Litvanya, Lüksemburg, Hollanda, Norveç, Polonya, Portekiz, Slovenya ve Yeni Zelanda’nın bulunduğu 25 devlet, 21 Temmuz 2025 tarihinde yayınladıkları ortak bir bildiri ile İsrail’in tavrını sert bir dille eleştirerek, savaşın derhal sona erdirilmesini talep etti. Türkiye bu bildiride yer almadı. Bildiride, AB Komisyonu’nun Eşitlik, Hazırlık ve Kriz Yönetiminden Sorumlu Üyesi Hadja Lahbib’in de imzası yer alması, bu çağrının uluslararası camiada geniş bir konsensüse sahip olduğunu gösteriyor.
Bu ortak açıklamada, “Gazze’de sivillerin yaşadığı acılar eşi benzeri görülmemiş boyutlara ulaşmıştır. İsrail hükümetinin insani yardım dağıtım modeli tehlikelidir. İstikrarsızlığı körüklemekte ve Gazzelileri insan onurundan mahrum bırakmaktadır.” ifadelerine yer verildi. Ayrıca, “Yardımların damla damla verilmesini ve temel ihtiyaçları olan su ve yiyeceğe ulaşmaya çalışan, aralarında çocukların da bulunduğu sivillerin insanlık dışı bir şekilde öldürülmesini kınıyoruz. Yardım ararken 800’den fazla Filistinlinin öldürülmesi dehşet vericidir. İsrail hükümetinin sivillere yönelik temel insani yardımı engellemesi kabul edilemez. İsrail, uluslararası insani hukuk kapsamındaki yükümlülüklerine uymalıdır.” denilerek, İsrail’in insani yardımları engelleme politikasının uluslararası hukuka aykırı olduğu net bir şekilde vurgulandı. Bildiride, İsrail hükümetine, Gazze’deki mağdurlara yapılacak uluslararası insani yardımların akışına derhal izin verme ve insani yardım kuruluşlarının hayati öneme sahip faaliyetlerine derhal olanak sağlama çağrısı yapıldı.
Ancak, uluslararası arenadaki tüm bu çağrılara rağmen, bazı ülkelerin Gazze krizine yönelik politik duruşları eleştiri oklarının hedefi olmaya devam ediyor. Daha önce Kolombiya’nın Bogota kentinde düzenlenen bir toplantıda, İsrail’e yaptırım çağrısı yapan ortak bir bildiriyi Bolivya, Kolombiya, Küba, Endonezya, Irak, Libya, Malezya, Namibya, Nikaragua, Umman, Saint Vincent ve Grenadinler ve Güney Afrika olmak üzere 12 ülkenin imzalamasına karşın, Türkiye’nin bu belgeyi imzalamayı reddetmesi tartışmalara yol açmıştı. Söz konusu bildiri; İsrail’e silah ve mühimmat sevkiyatının durdurulması, İsrail ile ticari ilişkileri olan gemilere limanların kapatılması, çift kullanımlı askeri ürünlerin transferinin engellenmesi ve savaş suçlularının ulusal mahkemelerde yargılanmasına olanak tanınması gibi oldukça somut maddeler içeriyordu. Türkiye’nin, Filistin davasına güçlü destek verdiğini ve İsrail ile ticari ilişkilerini durdurduğunu sıkça dile getirmesine rağmen, bu tür bağlayıcı maddeler içeren bir anlaşmayı imzalamaktan kaçınması, kamuoyunda farklı yorumlara neden oldu. Bu durum, bazı çevrelerce söylemler ile fiili eylemler arasındaki potansiyel tutarsızlık olarak değerlendiriliyor ve insani krize rağmen ticari veya siyasi çıkarların önceliklendirildiği yönünde iddiaları da beraberinde getiriyor.
Geleceğe Yönelik Acil Adımlar ve Küresel Sorumluluk
Gazze’deki insani felaket, yalnızca bir bölgenin değil, tüm insanlığın ortak vicdanını sarsan bir durumdur. Gıda, su ve ilaç gibi temel ihtiyaç maddelerine erişimin kasıtlı olarak engellenmesi, masum sivillerin açlıktan ölmesine yol açarken; uluslararası toplumun bu tablo karşısındaki duruşu ve eylemleri de yakından incelenmelidir.
Bu krizin üstesinden gelinebilmesi için acil ve kapsamlı adımlar atılması elzemdir. Öncelikle, Gazze’ye kesintisiz ve güvenli insani yardım koridorlarının açılması hayati önem taşımaktadır. Tüm sınır kapılarının derhal açılarak, gıda, su, ilaç, barınma malzemeleri ve diğer temel ihtiyaçların hızlı ve engelsiz bir şekilde bölgeye ulaştırılması sağlanmalıdır. Uluslararası insani yardım kuruluşlarının Gazze içinde faaliyet göstermelerine tam ve koşulsuz erişim sağlanmalıdır.
İkinci olarak, uluslararası hukukun üstünlüğünün tesis edilmesi ve savaş suçları iddialarının bağımsız ve şeffaf bir şekilde soruşturulması gerekmektedir. Gazze’de sivillere yönelik temel insani yardımı engellemek ve yardım arayan insanlara ateş açmak gibi eylemler, uluslararası insani hukukun ağır ihlalleri olarak kabul edilmelidir. Bu tür ihlallerden sorumlu olanların hesap vermesi, adaletin sağlanması ve benzer olayların tekrarlanmaması adına kritik öneme sahiptir.
Son olarak, uluslararası aktörlerin ve hükümetlerin, insani krizler karşısında daha şeffaf, hesap verebilir ve tutarlı politikalar benimsemesi zorunludur. Küresel dayanışma ve somut eylemler, Gazze’deki acının dindirilmesi ve bölgede kalıcı bir barış ve istikrarın sağlanması için vazgeçilmezdir. Gazze’deki durum, uluslararası toplumun temel insani değerlere ne kadar bağlı olduğunu gösteren bir turnusol kâğıdı niteliğindedir. Bu kriz, uluslararası diplomasinin ve insan hakları savunuculuğunun en zorlu sınavlarından biridir ve acil, etkili bir yanıt beklemektedir.











Leave a Reply